Cinayet.

Lakin göz kırpar sokak lambası sessizliğe. Bittiğini sandığımız her gece, tekrar başlar her bir “ben” öldüğünde. Kalanlar yaşamayı bekler, bağlanmak ister hayata, ya bir aşk ya bir vücut bekler. Çıplak bir şekilde bekler buzlu bir gövde; dişlerini geçirir soğuk narin bir bedene. Bir ben daha ölmüştür, ay ışığı farkında değildir bir sokak lambası olduğuna, yalınayak uzaklaşır ruhum, düşlerimden kaçar, ay ışığının yardımıyla. Akrep yelkovan bir adım öteye gidemez artık, hapsolmuş zaman ilerleyemez artık. Bir bıçak gibidir, ilerledikçe bir beden daha ölecektir. Payına düşeni alır ay ışığı koparır bir bedeni, cinayete kurban gitmiş bir bedeni faili meçhul kılacaktır gün ışığı. Ruh yükselir, bedenine bakarak, üşümüyordur artık, ne bir yalnızlık artık ne de bir karanlık. raylardan çıkmıştır hayat vagonları savrulmuştur artık.

Tabuta çivilenmiştir hayat, bağırıyordur ne bir aşk ne bir vücut duyar artık.

Reklamlar

Kimse Yok Mu?

Bazen melankolidendir belki,

Susup dinleyesim gelir,

Konuşmayı unuturum sanki,

Bir hastalık gibi.

Arada bir “Ben de burdayım!”

Demek için konuşurum,

Kendi sesim bile tuhaf gelir

Kendime, o an…

Her ne kadar sorgulasak da

Varlığı veya yokluğu,

Yine de “var olmak” lazım,

Ne bileyim,

Bazen gitar çalalım belki,

“Ben burdayım!” diyelim,

Şarkı söyleyelim, bağırarak,

“Ben burdayım!” diyelim,

Sevelim an be an,

“Ben burdayım!” diyelim,

Her şeye, her engele,

Her soruna karşı,

“Ben burdayım!” diyebilelim.

Ekran karşısındaki spesifik yaratık.

Dışarıda konser var, ben gitmiyorum. Dışarıda açılış var, ben gitmiyorum. Dışarıda eğlence var, ben gitmiyorum. Nedenini de bilmiyorum. Belki kalabalığı sevmiyorum? Bir sürü insan, bir sürü kafa, bir sürü düşünce, bir sürü fikir… Hepsi aynı yerde, aynı ortamda. Hepsinde fotoğraf makinesi hepsi anı kaydediyor. Hepsinde video kamera anı ölümsüzleştiriyor! Büyük bir gürültü var, büyük bir gürültü… Hepsi aynı yöne bakıyor, hepsi aynı yeri dinliyor, hepsi aynı şeyi kaydediyor, kafasını kimse çevirmiyor.Herkes odaklanmış… Kimse yanda o saate kadar duran simitçiyi, baloncuyu görmüyor. Peki ya bir soru, o adam neden eğlenmiyor? O adam neden anı kaydetmiyor? O adam neden sevgi sloganları atmıyor? İşte tam bu an ayrılma, sınıflaşma, birbirimizden kopma başlıyor. Neyse sayın ‘olmayan okur’ bir anlık öfke, bir anlık sitem, bir tutam da farkındalıktı bu yazı, belki birazda ilham perisinin fortlatmasıydı beni.Arrivederci.

Üşe…

Evet saygılı ve sevgili okur bu yazının konusu benim ve bir neslin problemi olan insanı yaşamaktan soğutan oturmaktan başka iş yaptırmayan bir şey dilatoriness “Üşengeçlik” .Şahsen benim en büyük problemimdir yok benim özgüvenim iyidir çalışkanımdır öyle şeylerden korkmam demeye gelmez bir “ekmek almaya git “ sorusundan bile ortaya çıkan bir şeydir kendisi.düşünceme göre içinde biraz felsefe saklı herhangi  bir şeye neden? sorusunu sorduğumuzda cevap alamıyorsak ya o harbiden gereksizdir ya da siz bir dilatoriness vakasısınızdır.zaten bu yazmamın amacı da bu herkes bildiği ve yaptığı şeyleri yazar ben de en iyi yaptığım şeyi yazmaya karar verdim neyse cv yi geçelim.bu kavramı biraz tembellikle karıştırırlar ama hiçbir alakası yoktur tembellik dna dan gelir  ama bu çevresel şartlarla kazanılır kazanılır diyorum dikkat edin . tembel adamda çalışmama arzusu genetikten geldiği için bir zorluk yaşamaz ama bir 2.seviye üşengeç insanda çalışmaya olan istek başka bir arzuyla bastırılır. “lan yarın yaparım” “şimdi yorgunum” “iyi ki bir yattığımı gördünüz” “ooo ona daha 2 hafta var” gibi örnekler hastanın kendini avutmasıdır. Bilimsel olarak olmasa da –ki bence bilimsel- bu hastalık 3 guruba ayrılır . Başlangıç – 2. Seviye – Beyim ölümü

Başlangıç seviyesi en saf en temiz duygularla yapılanırdır gerek yarın teslim edilecek ödevi yapmayıp gerekçe olarak hocam teyzem hastalandı onun yanına gittik demek (bir süre sonra tüm aile hasta olur) gerek ekmek almaya gitmeyip bayat ekmek yemek gerek 2 metre uzaktaki kumandayı almayıp sevmediğimiz programı izlemek bunlardan bazılarıdır. Dipçik: bu seviyeden uzun uğraşlar sonucu kurtulunabilir .

2. seviye dünyanın en az %40 ının bulunduğu bölümdür giriş seviyesinin özellikleri ile birlikte insana bir de mutsuzluk özelliği eklenir her şeyden sıkılır ve bazı şeylerin yolunda gitmediğini anlar bildiğimiz üşengeçliktir

Geldik beyin ölümü yani Nirvana bölümüne burada hastamız tüm yaşamsal fonksiyonlarını kaybeder asosyalleşir eğitim hayatı varsa artık yoktur , fazla bir şekilde kamburlaşır sabah kalkınca gövdesini her iki tarafa 150 derecelik açıyla çevirir çat çut çat çut çut sesi gelmediği sürece kendine gelmez ama bu seviyenin en büyük özelliği hastamız artık etrafındakilere neden sorusunu sormak yerine direk hayata bu soruyu sorar ve cevap alamaz artık şu düşünce ortaya çıkar “ lan madem ölcez ne yaşıyoz , madem ölcem niye yoruluyorum bu kadar , madem ölücem ne bu telaş arkadaş” işte burada ipler kopar beyin ölümü gerçekleşir ve diğer insanlardan ayrı yaşayan bir öküz olarak devam eder , ne diyelim yolun açık olsun öküz kardeş.